yarasakuyruk
Bazen...

Kalır yürekte, yazmak istediğin o öykü, o hikâye.
Öyle bir yüktür ki, sırtlayamaz, taşıyamazsın.
Diyemezsin de kimseye, kimseciklere,
Ve öylece kalır orada, o öykü, o hikâye.

Ta ki… Ta ki si yok…
Bir kere ağır geldi mi o yük, o yüreğe;
Ağır gelmiştir, akla da, kaleme de, kişiye de…

1/23 »

Sen bütün kapıları açtın şimdi.
Sen odalara renk olmuş, renklere ahenk;
Kaleme mürekkep, gönülde ürkek…

Sen bütün kapıları açtın şimdi.
Bilmezdin ki, tek isteğimdi yalnız kalmak.
Bilmezdin ki, tek isteğimdi kendim olmamak…

Ben şimdi perdesiz mahrem odalar,
Yüreğimde yırtık çarşaflar ve kokusuz yastıklar.
Ben şimdi kırmızı ışıkta geçmiş bir kedi,
Seyirlik bir soytarı ve el değmemiş bir deli…

Sen bütün kapıları açtın şimdi.
Belki de yarınımı aldın benden,
Var olup olmadığını ben bile bilmezken…

Sen bütün kapıları açtın şimdi,
Ben eski bir konaktım oysa
Odaları gölgelerde eskimiş.
Ben en güzel kıyafettim,
Güneşsiz günler,
Yıldızsız geceler
Ve el değmemiş kumaşlardan dikilmiş…

yarasakuyruk/Milat…

Posted 3 days ago

Sen benden çok sonra gideceksin o rüzgârlı harabeye. Sen benden çok sonra gireceksin o rüzgârlı bahçelere. Etrafın yıkık dökük, bölük pörçük ve yitik bir çok anıyla çevrili olacak. Tıpkı nefes alır gibi, içine çekeceksin tüm o tarihin ufacık toz zerreciklerini. Ve sen, o ufacık zerrecikler de, içine çektiğin o geçmişte gelecek arayacaksın… Ve yine ben biliyor olacağım; tıpkı adından hiçbir harf taşımayan hırka gibi, adının da bende kalacağını… /yarasakuyruk

Posted 1 week ago

thevoiceofthesparrow:

Dikanda - Ederlezi 

Son dönemlerde bu yorumu takıntı yapmış vaziyetteyim. Sar sar dinle…

       Binbir gece geçmiş üzerinden. Bugün saydım. Birbir geceye binbir masal anlatmışız. Binbir gece de binbir rüya, binbir kabus görmüş; binbir ayrı şiir, binbir ayrı hikâye yazmışız. Ben çöldeki kum tanesi, sen kapılıp uçtuğum rüzgâr. Ben cariyelerin çehrelerinde kara peçe, sen o malum binbir gece… Uzaklara götürmüşsün beni, bildiğim çöllerden bilmediğim uzaklara. Geceyi kesmiş, kara damlasını mürekkep yapmışsın kalemine. Yıldızların ışığını çalmış, parıltılar yapmışsın kirpiklerine. Bir de gözlerindeki kahverengi… onu da kenetledin mi gözlerime işte öyle başlardı benim için binbir gece…

    Tabii, bir de sonu vardı masalların; hiç beklenmedik bir anda sona gelen masalların… Zaten hep vardı, bir de yoktu. Bir de utanmadan sonsuza dek mutlu yaşanır, huzurlu olunurdu…

yarasakuyruk
Mayıs, 3-2012
Gece, 11.18
İstanbul 

Posted 1 week ago with 2 notes

yarasakuyruk/

En güçlü kadın, Anneme…

Posted 2 weeks ago

"Oğlum, ayakları yere basan bi sandalye yok mu? Bu başını alıp alıp gidiyor."

—Gülten Dayıoğlu
Posted 3 weeks ago

       Bugün yine kendini kaybetmiş bir müşteri kalabalığı içinde rafları gezerken bir de ne göreyim? Kırklı yaşlarında menepozdan hallice, yıkanmamış saçı, alınmamış gürbüz kaşlarıyla balina etli bir hanım raftan aldığı kitapları yere dizmiş, kızına şöyle demekte: “Seç kızım.”  Kızı da çirkin ördek yavrusundan hallice, üzerinde uyumsuz pejmürde bir elbise, sürekli kaşıdığı birbirine girmiş kıvırcık kepekli saçlarıyla şöyle cevap vermekteydi annesine: “Hmmm, ben aslında bunları sevmiyorum.”
       Derken ben vakit kaybetmeden intikal ettim mağazanın orta yerinde yeni açılmış olan pazar yerine ve şöyle dedim: “Yalnız kitaplarımızı yere koymuyoruz, raftan seçiyoruz.” Memnuniyetsiz surat ifademi de takınıp daha onlar bakarken alıp kaldırdım bir de kitapları. Sonrasın da Balina Hanım ve Bitli Kızı sessizce ayrıldılar pazar yerinden ve bir daha gelmemeleri için dua ettim ben de içimden….

hamiş: Bu olayı kafiye yaparak anlatmak istememiştim fakat durduramadım kendimi.

Posted 3 weeks ago with 1 note

Kafamın içinde binlerce cümle dönüp duruyor. Hepsi ayrı bir hikâyeye, ayrı bir şiire ait. Ama birleştiremiyorum, birleşmiyorlar… O kadar değerliler ki, unutmaktan da korkuyorum. Bir kağıt parçasına ya da buraya yazıyorum. Öylece duruyorlar. Sonra fark ediyorum, bende bazıları gibi yazdıkça unutuyorum. Sonra bir şeyler yazmaya koyuluyorum, o cümlelere bakıyorum. Yazdığımın bir köşesine, belki de en güzel köşesine eklemek istiyorum ama tutmuyorlar; tıpkı yanlış yapboz parçasını, yanlış yere koymuş gibi. En nihayetinde anlıyorum, onlar yazıldıklarını ana aitler. tıpkı söylediklerimiz gibiler; ne geri dönüp geri alabiliriz ne de geri sarıp tekrar dinleyebiliriz. Sadece hatırlayabiliriz…

yarasakuyruk
Gece, 1.04
Nisan, 16-2012
İstanbul 

Posted 1 month ago

       ”Seni düşündüğüm de, çiçekler açıyor mezarımda…” Diyor bir şarkı da. Benim ki de öyle bir şey. Tek farkı, açtıkları gibi soluyor benimkiler. Pek de renkli oldukları söylenemez. Biraz siyah, biraz gri. Hani sanki geceleyin gürleyen gökyüzü rengi…

       Bir de şu var; yazılmayı bekleyen pek çok mısra, peşpeşe dizilmeyi bekleyen bir sürü kafiye var. Sanki ben Zeus’un cezalandırdığı Atlas’mışım gibi, omuzlarımda gök kubbenin yükü var…

       Unutmadan. Bu uyumsuz dizeler ne dediklerini bilmezken, benim avuçlarımda yalnızca senin adının yazdığı çizgiler var…

       Yalnızca senin adının.
Senin adın…

yarasakuyruk
Gece, 00.41
Nisan, 14-2012
İstanbul 

Posted 1 month ago with 2 notes

       Birilerinin hikâyesinin tam ortasında sıkışıp kalmış ufacık bir hikâyeydi bu. Anlattılar, dinledik. Yazdılar, okuduk. Bazen izledik, bazen hissettik. Bazen de inandık… Ama hiç ait olamadık. O başka hikâyelerin sayfaları arasında belki üç, belki beş defa geçen isimlerdik biz. Bazen sevildik, bazen sevdik. Bazen de ağladık… Ama hiç âşık olmadık…

       Biz hep kendi hikâyemizi aradık. Bazen bulduk sandık, yaşamaya başladık. Ama er ya da geç anladık, biz kendi hikâyemizden başka hiçbir hikâyeyi yaşayamazdık… 

yarasakuyruk 

Posted 1 month ago with 1 note

yarasakuyruk/ şiir/